Ana içeriğe atla

Bölüm 5: Biyolojik Temeller

Canlıların içsel süreçlerini ve dışsal çevrelerini tanımlayabilmeleri için bilgi elde ederek, vücut içinde bir ağ oluşturup sinyalleşme ile organların ve kasların aktivitelerini işleyen ve düzenleyen organ sistemine “sinir sistemi” denir.

Sinir sistemi, merkezi ve çevresel olmak üzere iki ana bölümden meydana gelir. Merkezi sinir sistemi, beyin ve omurilikten oluşurken çevresel sinir sistemi ise merkezi sinir sistemi ile vücüdun tüm kısımları arasında iletişimi sağlayan uzun bağlantılardan meydana gelir. Çevresel sinir sitemi, somatik ve otonom sinir sisteminden oluşur. Somatik sinir sistemi, iskelet kaslarını merkezi sinir sistemine bağlar ve bu kasların istemli olarak çalışmasını sağlar. Yani bilinçli ve kendi isteğimizle yaptığımız hareketleri kontrol eder. Otonom sinir sistemi ise kalp, düz kas gibi istemsiz çalışan kaslara uyarı götürür. Sindirim, dolaşım, boşaltım ve hormonal sistemlerin kontrolü sempatik ve parasempatik sistemler ile sağlanır. Sempatik ve parasempatik sinirler organlara birbirleriyle zıt komutlar verir. 

Sempatik sinir sistemi, vücudu gerilime hazırlar. Stresli durumlar sırasında etkindir. Bir nevi bize “savaş ya da kaç” der. Sempatik sinirlerin etkisiyle kalp atışı ve solunum hızlanır, sindirim yavaşlar. Parasempatik sistem ise “dinlen ve sindir” veya “beslen ve üre” faaliyetlerinin uyraılmasından sorumludur. Vücut olaylarında yavaşlatıcı etkiye sahiptir. Kalp atışı ve solunum hızını yavaşlatır ancak sempatik sisteme zıt olarak sindirimi arttırır. Bunları da sinir lifleri ve hormonlarla sağlarlar.

Merkezi sinir sistemine gelirsek bu sistem beyin ve omurilikten oluşuyor. Ben daha çok beyinden bahsedeceğim çünkü psikoloji ile ilişkilendirebileceğimiz asıl yer burası.


Beyin sağ ve sol olmak üzere iki yarım küreye ayrılır. Bu iki yarım küreyi birbirine bağlayan korpus kollosum yapısı var. Bu yapı iki küre arasındaki sinir liflerinden oluşan bir köprü aslında. Korpus kollosumun hasar görmesi sonucunda “yabancı el sendromu” gibi çok ilginç nörolojik bir sorunla karşılaşılabilir. Bu sendromda beyin küreleri arasındaki  bağlantı koptuğu için kişinin ellerinden biri kişiden bağımsız hareket eder. 


Beyin temel olarak iki çeşit hücreden oluşuyor: nöronlar ve glial hücreler. Nöronlar asıl görevi yapan esas sinir hücreleridir. Glial hücreler ise nöronlara destekçi, yardımcı hücrelerdir. Glial hücrelerin çeşitli tipleri var ama konuyu temelden aldığımız için ayrıntıya pek girmeyeceğim. 

Nöron yapısına kısaca bakmak gerekirse; bir hücre gövdesi, dentrit dediğimiz birden çok kısa uzantı  ve dentritten farklı olarak tek ve uzun bir uzantı olan akson. Nöronların bir ucu aksondan bir ucu dentritten oluşur. Bir nöronun aksonundan diğer nöronun dentritine elektiriksel uyarılar (impulslar) iletilerek bilgiler taşınır. İki nöron arasındaki bu bağlantı bölgelerine sinaps diyoruz. Yani beynimzizin yönettiği tüm olaylar nöronlar ve nöronlar arası bağlantılar olan sinapslar dayesinde gerçekleşiyor. Sinapslardan daha ayrıntıli bahsedeceğim önce duyu ve motor nöronlarını anlatayım. Duyu nöronları vücudumuzun çeşitli yerlerinde bulunan reseptörlerden aldıkları uyarıyı omurilikteki ya da beyindeki ara nöronlara getirirler. Ara nöronlar duyu ve motor nöron arasındaki bağlantıyı sağlar. Omurilik veya beyinde değerlendirilen bu uyarıya karşı oluşan cevap efektör organa motor nöronla taşınır.  Basit bir örnek vermek gerekirse Elimize iğne battı diyelim. Elimizdeki ağrı reseptörlerinden uyarı duyu nöronlarına geçer. Omuriliğe taşınan uyartı ara nöronlara geçer. Gelen uyari yorumlanır. Cevap oluşturulur. Motor nöronlar elimizdeki kaslara iletilir ve elimizi geri çekeriz.Böyle düşününce aslında tüm bunların ne kadar  hızlı gerçekleştiğini daha iyi anlıyoruz. İstemli hareketlerimizde kullanılan miyelinli nöronlarda uyari iletim hızi 120m/sn. Başlarda bahsettiğim destekçi glial hücrelerin bir görevi de bu miyelin kılıfı oluşturmak.

Şimdi sinapslardan bahsedebilirim. Sinaptik bölge; uyarıyı verici nöronun akson ucu, sinaptik boşluk ve alıcı nöronun dentriti veya hedef kas hücresinden oluşur. Uyarı bu bölgede bir nörondan diğerine sinaptik boşluğa salınan nörotranmitterler sayesinde iletiliyor. Nörotransmitterler postsinaptik nörona ulaştıklarında bu nöron da uyarılır. Böylece uyarı iletilmiş olur. Salınan nörotransmitterlere göre uyarıcı ya da inhibe edici sinyaller verilebilir. 

Nörotransmitterler nöronlar arası ya da nöron hücre arası iletişimi sağlayan kimyasal taşıyıcılardır. Az önce de söylediğim gibi etkilerine göre iki gruba ayrılıyorlar. Eksite edici yani uyarıcı ve inhibe edici yani engelleyici. Yüzden fazla nörotransmitter biliniyor ama ben yalnızca temel birkaç tanesinden bahsedeceğim.

Dopamin: Uyarıcı bir maddedir. Beyinde ödül ve haz duygusu yaratır. Ayrıca motivasyon, odaklanma ve kas hareketlerinin kontrolü dahil birçok işlevde rol oynar. Eksikliği “parkinson” hastalığı gibi rahatsızlıklara neden olur. Kafein, sinapslarda dopamin miktarını arttırarak odaklanmayı arttırır. Ancak sürekli dopamin miktarının artması uzun süreçte dopamin eksikliğine sebep olabilir.

Nöradrenalin: Bireyin çevreye tepki vermesi ve her zaman dikkatli olmasına etkiler. Vücudumuzda “flight or fight” (kaç ya da savaş) mantığını uygular. Uyarıcıdır, kalp atışı ve kan basıncını düzenler. Fazlalığında anksiyete; eksikliğinde bitkinlik, uykusuzluk ve odaklanma sorunlarına neden olabilir.

Adrenalin: Stres anında kullanılan nörotranmitterdir. Nöradrenalin ile birlikte kalp atışını ve kan basıncını düzenler. Fazlalığında dikkat eksikliği, eksikliğinde ise uzun süreli stres ya da insomniya (uyuyamama) sorunu oluşabilir.

Serotonin: Nam-ı diğer mutluluk hormonu. Ancak çok düzeyde olması çok mutluluk demek değildir. Yeterli seviyede olması dengeli bir ruh hali için gerekir ve eksikliğinde mutsuzluk yaratır. Şiddetli depresyonlarda serum serotonin konsantrasyonu düşük bulunur.

Asetilkolin: keşfedilen ilk nörotranmitterdir. Hafıza, dikkat ve motivasyon ile ilgili işlevlerde görev alır, MSS’de asetilkolin üreten nöronların hasar görmesi Alzheimer hastalığı ile bağlantılıdır.

Gaba: yani gama aminobütirik asit, en çok bulunan inhibitör nörotranmitterdir. Nöronların aşırı uyarılmasını önleyen ana inhibitördür. GABA düşüklüğü epilepsiye, anksiyeteye, depresyona, uykusuzluğa ve bazı akıl hastalıklarına sebep olabilir. Epilepsi nöronlarda ani ve kontrolsüz deşarjlar oluşması demektir. GABA’nın etkisi anlaşılabilir böylece. Uyarılması gerekmeyen nöronları inhibe eder. Böylece kontrolsüz deşarjlar önlenmiş olur.

Glutamat: Başlıca uyarıcı nörotranmitterlerdir. Öğrenme, hafıza ve sinaptik plastisitede rol oynar.

Endorfin: asıl mutluluk hormonudur. Acıyı azaltan nörotransmitterdir. Ayrıca haz alma hissi sağlar. Uyarıcı ya da inhibe edici özellik gösterebilir. Yiyecek, cinsellik, arkadaşlık gibi yeterince iyi iyi bir şeyler yaşadığımızda zevk duyguları bu nörotransmitterler sayesinde yüzeyine çıkar ve tetikleyici olarak bu hazların arkasından gitmemizi sağlar. Alışkanlıklar ve bağımlılıkların arkasındaki mekanizma da böyle işler. Obsesif kompulsif bozukluk gibi bazı zihinsel hastalıklardan sorumlu olabilir. 


ZEYNEP CAN


 Bahsi Geçen Vakalar:



Yararlanılan Kaynaklar:



Tavsiye Edilen Kaynaklar:



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bölüm 1: Geçmişten Günümüze Psikoloji

Neden psikolojiye ilgi duyuyoruz, neden zihinsel yapımızı ve davranışlarımızın kökenini merak ediyoruz? Çünkü insan merak eden bir varlık. Psikolojinin temelinin, çoğu bilim gibi felsefeye dayandığını biliyoruz. Filozoflar ise günlük yaşantılarından, sorgulamalarından yola çıkarak sorular sormuşlar. Psikolojik unsurlar ise hayatımızın neredeyse tamamında yer aldığı için bu soruların çoğu davranışlarımız, düşüncelerimiz ve sebepleri ile ilgili. Ayrıca insanlar davranışları ve düşünceleri kontrol edip yön verebilmek için bu konular üzerine çokça düşünüyor. Günümüzde medya veya siyaset gibi bir çok alan, psikolojik süreçleri kullanarak insanları yönlendiriyor. Direkt bir tanım vermemiz gerekirse “psikoloji, davranışların ve zihinsel süreçlerin sistematik ve bilimsel olarak incelenmesidir.”  Çok geniş kapsamlı bir tanım olduğunun farkındayım bu sebeple didiklemeye bir kaç örnekten bahsederek başlayalım.   Geleceğinizi belirleyecek bir sınavdan önce, kariyerinize yön verecek...

BÖLÜM 2: Psikolojinin Alt Alanları

Psikolojinin alt alanları deyince çoğu insanın aklına direkt olarak bir divan bir uzman ve o divana oturup yaşamını anlatan bir insan geliyor öyle değil mi? Fakat aslında psikoloji yalnızca bu alandan ibaret değil. Yalnızca klinik veya danışmanlık boyutu yok psikolojinin. Klinik psikolojiden tut spor psikolojisine kadar alt alanları var. Çünkü insan tek bir boyutlu değil bu yüzden de pek çok açıdan davranışlarını, zihinsel süreçlerini incelemek ve anlamlandırmak gerekiyor. Psikolojinin her alt dalı bizlere ayrı bir perspektif sunuyor. Bu açıdan psikoloji bilimi insanı pek çok yönden irdeleyecek şekilde alt alanlara bölerek incelemiş ve bugün de burada elimizden geldiğince psikolojinin bu alt alanlarından bahsedeceğiz.  Gelişim Psikolojisi Bu alan bizlere insanın yaşam dönemleri boyunca bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan gelişimini açıklıyor. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuğun önüne iki eşit uzunlukta ve genişlikte bir bardak koyalım ve bardakların eşit olduğunu teyit edelim...